Çocuklarda Duygunun ve İletişimin Önemi

Günümüzde çocuk yetiştirmek zor bir uğraş. Anne ve babalar işten yorgun bir şekilde dönüyor ve çocuklarıyla yeterince iletişim kuramıyor. Daha çok televizyon, bilgisayar ve tabletle baş başa kalan çocuk, asıl iletişimde olması gereken ebeveynleriyle fiziken birlikte gibi görünse de ruhen başka dünyalarda yaşıyor. Böylece çocuk, anne ve babasından uzaklaştıkça onlarla yeterli bir bağ kuramıyor ve onlardan alacağı ve hayatının her ânında ihtiyaç duyacağı rehberliği alamıyor. Bu şekilde büyüyen çocuk ileri yaşlarda da ailesinden uzak, kendini onların bir parçası gibi görmeyen, aidiyet duygusu oluşmamış ve herhangi bir değere sahip olmayan bir birey olabiliyor.
Günümüz şartlarında, insanların iyi ekonomik şartlarda yaşayabilmesi ve ailelerine sağlamak istedikleri refah için daha fazla çalışmaları gerekiyor. Bunun için, çocukları bebeklikten itibaren kreş veya bakıcı yardımıyla büyütmek, annenin yükünü bir nebze azaltmak için gerekli. Ama bu çocuklar aynı zamanda yalnız büyüyor ve duygularını düzenleyeceği, örnek alacağı anne-babadan ayrı bir şekilde. Burada kötü bir grafik çizmek istemesek de depresyon, anti-sosyal yatkınlıklar, intihar vb. durumların gençler arasında artması; çocukların duygusal düzenlemelerini yeterince öğrenemeden büyümesinden de kaynaklı.
Günümüzde akla ve düşünceye verilen aşırı değer, duyguların geri planda kalmasına yol açıyor. Duygularımızı ifade ederken kullandığımız kelimeler her geçen gün daralıyor. Çocuklarımızın zihinsel becerilerini sürekli arttırmaya çalışıyoruz. Hâl böyle olunca “Ne hissediyorsun?” sorusunu kimse sormuyor. Çocuk içinden geçen duyguyu tarif etmiyor ya da edemiyor, hatta belki de tanımıyor. Başkalarının duygularını da önemsemiyor veya anlayamıyor. Ancak, yapılan araştırmalarda, duygusal zekanın (EQ) başarı üzerinde entelektüel zekadan (IQ) daha etkili olduğu görülüyor.
Her zaman bahsedilen ve önemli olduğunu bildiğimiz, çocuğun erken döneminde annesine ya da bakım verenine güvenli bağlanması bu süreci değiştirmede en büyük etkenlerden biri. Bir anne (ya da temel bakım veren), bebeğin doğduğu andan itibaren karşılanması gereken ihtiyaçları olan beslenme, rahatlatma, dokunma ve yüz yüze etkileşimi gerçekleştirdiğinde, bebeğin biyolojik ritmine karşılık verir ve bebeğin güvenli bağlanmasını sağlar. Bebek ağladığında, ihtiyaç duyduğunda annenin hemen o ihtiyaca karşılık vermesi, çocuğun anneye güvenmesini sağlar. Ayrıca, ileriki yaşlarda da ona cevap vermekle, onunla ilişki kurmak ve oyun oynamakla, anne ve baba, çocuklarının sinir sisteminin, aşırı stres yaşamayacak şekilde olgunlaşmasını sağlar. Bu, beynin ön bölümünde bulunan prefrontal korteksin gelişmesini ve hayatının ileri dönemlerinde sosyal davranışlarında yardımcı olacak bilgiyi zihninde tutabilmeyi, duygular üzerinde düşünebilmeyi ve dürtüleri kontrol altına alabilmeyi sağlar.
Bebekler, ilişki kurdukça, yineleyici yaşantılarla öğrenmeyi gerçekleştirirler. İlişki kurdukça, yakın ilişkilerinde insanlardan ne beklemesi gerektiğini öğrenirler. Duygu ve ihtiyaçlarına cevap verilmesi, duygularını düzenlemesinde ona yardım edilmesi ilk ay ve yıllarındaki yaygın deneyimleriyle oluşur. Erken dönemlerinde anlamlı bir bağlanma ilişkisi kuramamış kişiler, başka insanlarla özdeşim kurmakta zorlanıyor.
Çocukların erken dönemden itibaren duygularını ifade etmesine fırsat vermek, onlarla daima iletişimde olmak, az ama öz bir vakti sadece ona ayırıp kaliteli vakit geçirmek aslında zor değil. Onların ihtiyaçları olduğunda yanlarında olmaya çalışmak ve onunla duygularını konuşabilmek, anne-babayı yakınında hissedebilmesi, anlaşıldığını hissetmesi çocuğun kendini iyi hissetmesi için yeterli olacaktır. Her hâliyle kabul gördüğünü ve kucak açıldığını bilen çocuk, orayı güvenli bir liman olarak görecektir.
Çocuğuyla güvenli bir bağlanma ilişkisi kuran ve yeterli duygusal düzenlemeyi sağlayabilen ebeveyn ve çocukların ilişkilerinde hiç pürüz olmadığını söyleyemeyiz elbette ama ileriye yönelik büyük ve travmatik problemler oluşma riskleri azalmış, gerek sosyal ilişkilerinde gerek de çift ilişkilerinde daha anlayışlı, başkalarının da duygularını anlayabilen, fark edebilen bireyler yetişmiş olur diyebiliriz.
Kaynaklar :
- Çocuklarda Travma Sorunları ve Terapisi – Mehmet Teber (Eğitim Notlarım)
- Çocuklarda Öfke Sorunları ve Terapisi – Mehmet Teber (Eğitim Notlarım)
- Anne – Baba ve Çocuk Arasında – Dr.Haim.G. Ginott (Kitap)